Dini Hikayeler & Videolar
12 Kasım 2017 ( 2155 izlenme )
Reklamlar

SOFRANIN ADABI

Hastalanan beyini bir an olsun dahi yalnız bırakmayıp başından ayrılmayan ihtiyar kadın beyini kaybettikten sonra oğlunun evine yerleşir.
İhtiyar kadın bir gün usulca odasından çıktı. Salondan torunu ile gelinin sesleri geliyordu:
– Oğlum, sofra hazır, çorbanı koydum; haydi gel de soğutmadan ye!..
Salonun en kuytu yerine geçti, yerde kendine ait eski evinden getirdiği minderin üzerine oturdu. Çocuk, babaannesini görünce:
– Babaanneciğim, gel beraber yiyelim!.. dedi.
İhtiyar kadın mânidâr bir şekilde iç çektikten sonra:
“- Evin erkeği gelmeden akşam sofrasına oturulmaz.
Hele babanız gelsin, beraberce yeriz inşaâllah!” dedi.
Evin gelini:
– Aman anneciğim, eskidenmiş onlar!..
Şimdi acıkan yemek sofrasına oturur, o da gelince yer.” dedi. İhtiyar kadın:
– Kızım, nasıl insanların bir edebi, hayâsı, iffeti varsa, evlerin de iffeti ve edebi vardır.
Torunu dayanamayarak alaycı bir tavırla söze karıştı:
-Yaa babaanne, neymiş bu evlerin iffeti… Anlat bakalım, merak ettim!.. dedi.
İhtiyar kadın söze başladı:
– Biz küçükken annelerimizden önce babalarımızın karşısında edepli oturmayı öğrenirdik. Evde babamız, annemiz varken ayağımız uzatıp oturmaz, büyüklerimiz konuşurken söz hakkı verilmedikçe söze dâhil olmazdık. Büyüklerimiz odaya girdiğinde hemen toparlanır, kalkıp onlara oturmaları için yer verirdik. Aslâ babamız sofraya oturmadan sofraya el uzatmazdık.
Babamız gelir, «Besmele» çeker, «Haydi buyurun.» derdi. Huzurla hepimiz başlardık yemeğe… Sonunda da sofra duâsını kardeşlerimiz aramızda sıra ile okurduk.
Hiç âilece yenen yemek kadar lezzetli yemek olur mu? Bu sofranın edebidir, yavrum!..
Torunu:
– Bu kadar baskı karşısında depresyona girmez miydiniz babaanneciğim! dedi.
– Hayır, yavrum bizim zamanımızda saygı olduğu için sevgi hep bâkî kalırdı. Sevgi var oldukça da hiç depresyona giren olmazdı. Yemekler lezzetli, uykular dinlendiriciydi. Biliyor musun? Ben depresyon kelimesini ilk defa burada duydum, hattâ köyümüzde bir tane akıldan mahrum birisi vardı, «Deli İbrahim» derlerdi. Vallahi, o bile o kadar mutluydu ki, anlatamam. Akşama kadar sokakta çocuklarla oynar, acıkınca bir kapıyı tıklatır; «Aba acıktım, aba su ver!» derdi. Hangi kapıyı çalsa, boş çevrilmezdi. Berber saçları uzadıkça tıraş eder, hamamcı arada yıkardı. Cumaları esnaf elinden tutar, namaza bile götürürlerdi. Yani hiç kimse onu dışlamazdı.
Şimdi hiçbir şeye saygı kalmadı. Bak evlere bile saygı yok bu şehirde! Herkes akşam olduğu hâlde perdelerini örtmemiş, bütün evlerin içi görünüyor, ama kimse utanmıyor. Biz daha hava kararmaya başlamadan kalın perdelerimizi çeker, ondan sonra evin ışıklarını yakardık. Hattâ perde kapalıyken üzerimizi değiştirmeye edep eder; ışığı söndürür, yere çömelir öyle üzerimizi değiştirirdik. Gölgemizin bile dışarıdan görünebileceğini düşününce yüzümüz kızarırdı.”
Bu sırada gelini, oturduğu yerden kalktı, mahcup bir edâ ile salonun perdelerini çekti.
-«Evin edebi, önce perdesinin çekilip çekilmediğinden belli olur.» derdi büyüklerimiz…
Evler, kocaman duvarlarla çevrilmiş avluların içinde olduğu hâlde hiç kimse iç çamaşırlarını ulu orta asmazdı, ev ahâlisinden bile edep ederlerdi. Ben daha küçükken giydiğim şalvarı en ön ipe asmışım, hemen anam gelip; «Kız, baban bugün avluya çıktı, senin şalvarın asılı idi, utancımdan yerin dibine girdim. Bir daha öyle ortaya asma, çamaşırların en arkasındaki ipe as!.. Üstüne uzun bir tülbent ört, sonra mandalla… Altında ne olduğu görünmesin!.. İffetimiz, edebimiz bir giderse, ortada îmanımız kalmaz!..» dedi. Tabiî ben 12 yaşlarındaydım, annem bunları bana söylerken ben yerin dibine girdim. Şimdi öyle mi? Geçende bir nefes alayım diye balkona çıktım, karşı komşu, bütün çamaşırları asmış uluorta, ben utancımdan hemen içeri girdim.
Bugün yemekle

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

ZİNA YAPANLAR BU HASTALIĞA MUTLAKA YAKALANIRLAR OKUMUYAN GERÇEKTEN PİŞMAN OLUR O Beni Görmüyor mu? Şeytanın Kancası